Düşler Ovası Dediler Ki... Parov Stelar - Electro Swing Ondan Sorulur! Banshee - Karanlık Bir Kasaba Hikayesi The Time Traveler's Wife - Zaman Yolcusunun Karısı

13 Ocak 2013 Pazar

One Day - Bir Gün

Ertelenmiş bir aşkın hüzünlü hikayesi Bir Gün. Çıkış noktası tek bir gün, sonradan kıymeti bilinen. Varış noktası ise hüzünlü bir hatıra, geçmiş günlerden. Anne Hathaway ve Jim Sturgess'in başrolünü paylaştğı bu film, bizlere bir şeyin yaşanması gerekecekse bir gün mutlaka, elbet yaşanacağını, bunun da tek bir günde yazıldığını anlatıyor.

Film, David Nicholls'un One Day romanından uyarlama. Kitap çıktığında hızla önce İngiltere'de, sonra da dünyada "bestseller"lar arasına yerleşti, haftalarca liste başı kaldı. Sonra da yapımcıların ilgisini çekti ve yönetmen Lone Scherfig tarafından sinemaya uyarlandı. Günümüzde teknolojinin bu denli gelişmesi, üç boyutlu, bol aksiyonlu, maceralı filmlerin yüksek gişe hasılatı, artık bu tarz filmlerin endüstriyi ele geçireceğini düşündürtse de, 2009 yılında yayınlanan bu kitapla bir kez daha aşk hikayelerinin ölmeyeceğini, raflarda ve beyaz perdede kendine her daim yer bulacağını kanıtladı bir kez daha.

Filmde, 1988 yılında üniversitenin bitiş günü tanışan Emma ve Dexter'ın hikayesi anlatılıyor. İkili o geceyi sarhoş bir halde geçirmeyi planlıyorlar. Sonrasında arkadaş kalmaya karar verip, seneler içerisinde ara ara telefonlaşıyorlar, mektuplaşıyorlar, birlikte tatile çıkıyorlar ama uzun bir süre bir kurala sadık kalıyorlar: Arkadaş kalma kuralı. Ne Emma'nın ta en başından beri Dexter'a karşı var olan hisleri, ne de Dexter'ın arzuları bu kuralı yıkamıyor. Yıllar geçiyor, ilişkileri zaman zaman sekteye uğruyor ama ikisi de bu arkadaşlığı sürdürmeye devam ediyor. Zaman içindeki değişen kişilikler, başka hayatlar yaşamaları, hiçbir şey bu ikiliyi birbirinden kopartamıyor. Ta ki "bir gün"e kadar...

Sevip de kavuşamayanların Yeşilçam filmi kadar hüzünlü Bir Gün... Bir aşkı en saf haliyle anlatacak kadar aşka sadık... Kaderin oyunlarına direnenleri daha güçlü kılacak kadar zorlu lakin güzel. Aşk, zaten zorluklarla karşılaştıkça daha da güçleniyor, kaçtıkça daha çok üstünüze geliyor. Bu film, bunun hikayesi aslında. Okuyana da, izleyene de mutlak bir yerinde biraz tanıdık geliyor. Oyunculuklarla ve mekanlarla taçlandırılmış bu güzel filmi izleyin derim ben. Biraz buruyor ama güzel, her aşk gibi...


11 Ocak 2013 Cuma

Parov Stelar - Electro Swing Ondan Sorulur!


Jazz ritimlerine biraz swing, biraz da elektronik eklense, muhteşem olmaz mıydı? Olurdu elbette, oldu da; electro swing diye şahane bir müzik türü çıktı 90'ların sonlarında. 2000'lerin başında da Parov Stelar çıktı sahneye, electro swing'in en güzel örneklerini sergileyebilen muhteşem bir müzik anlayışıyla hem de. İşte karşınızda Parov Stelar!

Kendisiyle tanışıklığım, tesadüfen kulağıma çalınan Coco şarkısından beri. Lilja Bloom'un seslendirdiği şarkıyı duyar duymaz, vokalin yanı sıra şarkıyı bu kadar güzel hale getirende de bir haller olduğunu anlamıştım. Diğer şarkılarını da dinleyerek, bu tahmin meselesini somutlaştırıp, sağlam kanıtlarla destekledim, Parov Stelar'ın şahane şarkılarıyla. Parov Stelar, günümüzde birkaç tür müziği leziz bir şekilde harmanlayarak bize sunan güzel insanlardan, dinlemeye fazlasıyla değen biri.

Parov Stelar, Avusturyalı bir müzisyen. Aslında adı Marcus Füreder ama o sahne adı olarak Parov Stelar'ı seçmiş. 1998 yılından beri sahnelerde aktif bir şekilde dj'lik yapıyor. Dünya turnelerine çıkıyor, arada Türkiye'ye de uğruyor. İlk albüm macerası 2000'lerin başına tekabül ediyor. 2001 yılında ilk albümü Shadow Kingdom LP'yi Plasma takma adıyla yayınlamıştı. Daha sonra 2004 yılında Stelar, Etage Noir Recordings'i kurarak albümlerini artık buradan yayınlamaya başladı. 2004 yılında yayınladığı Rough Cuts albümü hip hop esintili, nu-jazz ağırlıklı bir albümdü. Ardından 2005 yılında Seven and Storm geldi. İlk albüme nazaran bu albümde daha fazla konuk sanatçıya yer verdi. Yine nu-jazz'a ağırlık verdi. 2007 yılında Shine isimli albümü yayınladı Stelar. Albümle aynı adı taşıyan şarkıyı Lilja Bloom seslendirmişti ki, bu çalışma hem özel hayatta hem de başka albümlerle de müzikte bir ortaklığın doğuşu oldu. Parov Stelar boş durmayanlardan; 2008 yılına gelindiğinde de Daylight çıktı görücüye. 2009 yılında ise -benim favorim olan- Coco yayınlandı. Bu albüm, Lilja Bloom'un da güzel vokaliyle desteklediği, daha hüzünlü, daha romantik bir albümdü diğerlerine göre. Özellikle de çalıştığı kadın vokallerin seçimi çok şıktı, kabul etmek gerek. Ve geride bıraktığımız sene de 2 diskten oluşan The Princess albümüyle çıktı Parov Stelar ve bu albüm de oldukça beğenildi. Özellikle electroswing'in eğlenceli tınıları fazlasıyla sevildi.

Parov Stelar'ın müziği gerçekten farklıdır, elektronik müziğe kan veren asıl yapıtaşlarını asla göz ardı etmez. Piyano ile yumuşatır, davul ile sertleştirir, keman ile dokunur, plaklarla dans eder, makinelerde kendine has yarattığı tınıları ile birçok türe göz kırpar. Güzeldir, lezzetlidir onun aklından ellerine yansıyanlar. Mutlaka dinleyin, takibe alın. Bayılacaksınız, eminim...

30 Aralık 2012 Pazar

Dediler Ki...


"Mobilya satın alırsınız. Kendinize dersiniz ki, bu hayatım boyunca ihtiyaç duyacağım son kanepe. Kanepeyi alırsınız ve sonraki birkaç yıl boyunca, hangi işiniz ters giderse gitsin, en azından kanepe sorununuzu çözmüş olduğunuzu bilirsiniz. Sonra aradığınız tabak takımı. Sonra hayallerinizdeki yatak. Perdeler. Halılar. Sonra o güzel yuvanızda kısılıp kalırsınız. Bir zamanlar sahip olduğunuz şeyler, artık sizin sahibiniz olur."   Chuck Palahniuk - Dövüş Kulübü, 1996

"Aşk da tıpkı tanrıça gibidir; yani muhteşem bir yanılsamadır. Öncelikle erkeklerin icadıdır. Erkeğin açmazı da budur işte. Bir yandan kadın kendine ait olsun diye aileyi kurar, öte yandan gözü komşunun karısında kalır. İlyada'daki Paris'in Helen'i kaçırmasını anımsayın, Ortaçağ'daki şövalye aşklarını anımsayın. Ama kadınlar için durum daha vahimdir. Çünkü anaerkil dönemde pek çok sevgilisi olan kadın, ataerkil dönemde bir erkeğin malı olarak eve hapsedilmiştir. Onun gözünün de komşunun kocasında, oğlunda kalmasından daha doğal ne olabilir? Ama bu istek yasaktır, günahtır, ayıptır. İşte bu aşk, ulaşılmazlıktan doğar. Aşk, ulaşamayacağın birini abartarak, onun kafandaki ideal kişi olduğunu sanarak tutkuyla bağlanmaktır. Aradaki engeller ne kadar artarsa, bu yanılsama o kadar tutkulu olacaktır. Nasıl tarih öncesi atalarımız doğum olayını çözemediği için kadınlardan tanrı yaratmışsa, biz de yolumuzun kesiştiği birini yaşamımızın vazgeçilmez kişisi sanarak, neredeyse ona tapınmaya kadar varan bir bağlılık yaratmışız. Kanımca aşk, o ilkel abartma duygusunun günümüze kadar gelmiş halidir."   Ahmet Ümit - Patasana, 2000

"Bir hedefe doğru ilerlerken yola dikkat etmek çok önemlidir. Hedefe nasıl varılacağını bize en iyi yol öğretir, yol yüründükçe bizi zenginleştirir. Cinsel ilişkiye benzetebilirsin bunu: Orgazmın şiddetini ön sevişmedeki okşayışlar belirler..."   Paulo Coealho - Hac, 1987

"Bir teklif ve bir kabul... Kısa, münakaşasız ve hesapsız! Bundan daha güzel bir ayrılık olamazdı..."   Sabahattin Ali - Kürk Mantolu Madonna, 1943


23 Aralık 2012 Pazar

Hayvanlar Palyaço Değildir

Sirkler... Palyaçoların, akrobatların, cambazların ve hayvanların gösteri yaptığı büyük gezici çadırlar... Çocukken hayal dünyasının kapısını aralamak gibidir sirke gitmek. Hayvanların akıl dolu numaralarını, akrobatların inanması güç performanslarını izlemek, normal şartlarda son derece eğlenceli, aynı zamanda masum görünüyor. Ancak bu eğlenceli ve büyüleyici gösteri dünyası masum değil, hiç olmadı.

İnsanları eğitmek kolaydır da, sirkteki hayvanların nasıl bu derece yetenekli hale getirildiğini hiç düşündünüz mü? Zalimliği karşısında hiçbir canlının boyun eğmeyeceğini bilen insanoğlu, sirkteki hayvanları nasıl eğitiyor, hiç aklınıza geldi mi?

İşkenceyle, aç bırakarak, eziyet ederek, zorla, taşla, sopayla. Sirk hayvanları, alkışladığımız, şaşkınlıktan ağzımızı açık izlediğimiz bütün o hareketleri aç kalmamak, dayak yememek için, zorunluluktan yapıyor. Bu yöntemle güdülenmişler çünkü. Biz gösteriden sonra evlerimize dağılıyoruz, onlar küçücük kafeslerine geri dönüyorlar. Doğru düzgün hareket edemedikleri kafeslerinde yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Binlerce kilometreyi bu şekilde katediyorlar.

Hayvanlar işkenceyle bizim malımız olmamalı. Çoğu zaman çektiği acıyı belli edemeyen bu canlılar, sırf bizi eğlendirsin diye acı çekmemeli. Hayvanlar bizim şaklabanımız, palyaçomuz değil. Hayvanların gösteri dünyasında korkunç şeyler dönüyor, hiç görmek istemeyeceğimiz şeyler. Kimse bunlara seyirci kalmamalı. Hayvanseverlik sadece kedi-köpekle sınırlı da olmamalı. Bu yeryüzünde hepsinin yaşamaya hakkı var. İnsanlar yüzünden acı çekmemeli hiçbir hayvan, hapis edilmemeli, hor görülmemeli.  Bu yüzden, hayvanların olduğu sirklere hayır!

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı