
Kaldırdık kadehleri, gecenin şerefine kalktı kadehler. Yudumlarken içkileri, kadeh sesleri geliyordu her defasında. Bir oyun havası çalmaya başladı birden, yavaş yavaş kalktı insanlar masalarından. Bahçe şenlik yeri oldu birden, ne güzeldi herkes! Sen yaklaştın bana, kulağıma bir şeyler fısıldadın, yine gülümsedim ben. Tuttum elinden, kaldırdım seni, ayakkabılarımı fırlattım bir kenara, çimlerin serinliğini hissettim. Oynayan, eğlenen insanların arasına karışıverdik birden. Uzun zamandır böylesine içten güldüğümü hatırlamıyordum. Ne güzeldin sen, ne güzeldim ben, ne güzeldi bu bahçe, bu insanlar... Yorulana kadar oynadık, hiç tanımadığımız insanlarla kadeh kaldırdık... Gece ilerledi, soğudu biraz hava. Sen biraz daha sıkı sarıldın bana, geçti ürpertim. Gece ne güzeldi, biz ne güzeldik... Elimi tuttun, kulağıma eğildin, dünyanın en güzel kelimesini fısıldıyord...
*
*
*
Uyandım. Bembeyaz bir tavan bana bakıyordu. Odamda olduğumu fark ettim o anda. Yalnızdım, benden başka kimse yoktu. Yalnız ben. Burnumda rakı kokusu. Hayalle yaratılmış bir koku. Geçti birkaç saniyede. Artık yoktu.
Beni daha fazla çarp duvara! Öyle bir çarp ki; bastığın çimenin o soğuk, o taze halini, ezilen çimenin, basılan ıslak toprağın kokusunu hissedeyim önce. Sonra ne mi olsun? Uyandığım beyaz tavan kefenim, odamı örten kapı, hapsolduğum kuyunun üstündeki koca kaya parçaları olsun!
YanıtlaSilKalbine, kalbini önümüze seren kalemine sağlık olsun bir de!