Düşler Ovası Dediler Ki... Parov Stelar - Electro Swing Ondan Sorulur! Banshee - Karanlık Bir Kasaba Hikayesi The Time Traveler's Wife - Zaman Yolcusunun Karısı

7 Şubat 2013 Perşembe

Haftamı Şenlendirenler


Haftamın Kitabı: Dil konusunda titiz olanların en sevdiği hocalardan biridir Feyza Hepçilingirler. Öykülerinin dışında, dille ilgili yazdığı eğlenceli kitaplarla da pek sevildi. Üçlemenin ilk kitabı olan Türkçe Off, televizyonda, köşesinde, radyoda yanlış konuşan, kelimeleri yanlış telafuz eden ünlülerin hatalarını esprili bir dille düzeltmek uğruna yazılmış keyifli bir kitap. Türkçenin günümüzde ne denli yozlaştığını, halka örnek olması gereken kişilerde bile nasıl dikkatsizce kullanıldığını örneklerle, eleştirel bir dille anlatırken, Feyza Hepçilingirler'in o tatlı-sert eleştirileri gülümsetiyor. Ben dizinin 3. kitabı olan Dilim Dilim Anadilim'i tesadüfen edinmiş ve okumuştum. Geçtiğimiz aylarda Tüyap Kitap Fuarı'nda serinin 1. kitabı olan Türkçe Off'u bulunca dayanamadım, meraktan aldım. Eski bir kitap olmasına rağmen bence güncelliğini hiç yitirmemiş. Eski siyasetçilerin, şarkıcıların, spikerlerin gaflarını ve dil yanlışlarını okumak oldukça nostaljikti. Üstelik son çıkan basımında Feyza Hoca kendisine gelen eleştirileri ve onlara verdiği cevapları da eklemiş kitap sonuna. Dil konusunda meraklıysanız, kaçırmayın derim.

Haftamın Filmi: Ted'in vizyona girdiği vakitlerde fragmanın göz ucuyla izlemiş, canlanmış bir oyuncak ayının komikliklerini bir ara izlerim diye geçiştirmiştim. Geçtiğimiz günlerde filmin sonunda bu eğlenceyi bu kadar geç izlediğim için kızdım kendime. Ted, sevimli bir konuşan oyuncak ayı olmanın çok ötesinde küfürbaz, çapkın, sosyal ve çenesi düşük şahane bir karakter. Başrol oyuncusunun sevimli oyuncak ayısı ve onun maceraları tadında naif bir şeyler bekliyorsanız, hiç beklemeyin. Ted ve sahibi John'un hikayesini izlerken gülmekten kırılacaksınız. Şahane esprilerle bezenmiş filmin başrolünde Mark Wahlberg ve Mila Kunis var. Ted'i seslendiren ise Ted'in yaratıcısı ve filmin yönetmeni Seth MacFarlane. Eğlenceli birkaç saat için Ted'i mutlaka izleyin.

Haftamın Albümü: Teoman'ın Duş ve Bana Öyle Bakma şarkılarındaki vokal performansı ile dinleyicileri büyüleyen İrem Candar, sonunda ilk solo albümünü yayınladı. Merakla beklenen Erik Ağacı adlı albümün çıkışı 2013 yılının başına tekabül etse de, Yoldan Geçen Adam şarkısı önce Behzat Ç.'de çalındı ve çok sevildi. Ardından Rüya ve Bi'şey Olsun şarkılarına klip çekildi. Dijital platformlarda pek sevilen şarkılar 2013 başında dinleyicilerin beğenisine sunuldu. Keyifle dinlenen, güzel bir albüm.

Haftamın Dizisi: Altın Küre ödüllerinden en iyi komedi-müzikal dizi dalında zaferle ayrılan yepyeni bir dizi vardı bu yıl: Girls. Lena Dunham bir hikaye oluşturdu, senaryolaştırdı ve yönetmen koltuğuna geçti. Hbo kanalında yayınlanmaya başlayan Girls, kısa süre içinde izleyici topladı ve alabileceği en iyi ödüllerden biri olan Altın Küre'yi kaptı. Girls, New York'ta çalışan ve okuyan 4 kız arkadaşın hikayesi. Tarz açısından epeyce Sex and the City'i andırıyor. Ama bu daha çok orta sınıfın hikayesi. Kızlar başına buyruk, marjinal yaşamı seviyor ve bu uğurda yaşamda hiçbir şeyi atlamak istemiyorlar, akıllarına eseni yapıyorlar. Bir yandan da yaşamı ve ilişkileri sorguluyorlar kendi tarzlarında. Sanırım diziyi izlettiren ve sevdiren kısım da bu; sorgulayışın şahane diyaloglar çıkarması. Bolca cinsellik de barındıran dizi, etkileyici diyalogları ve cesur sahneleriyle 2. sezonuna tam gaz devam ediyor. Dizi sevenler kaçırmasın.


1 Şubat 2013 Cuma

Albüm Güzellemesi: Melis Danişmend - Biraz Gülmek İstiyordum

Son birkaç yılda alternatif müzikte kadın vokallerde en dikkat çeken isimlerden bir tanesi Melis Danişmend. İlk albümü Daha Az Renk ile fazlasıyla dikkat çekmiş, Bin Doz Öfke, Her Şey Normal, Sarhoşken Pişkin Ayıkken Pişman gibi şarkılarla tekrar tekrar dinleme isteği yaratmıştı. Üstüne bir de Feridun Düzağaç'ın ta derinlere dokunmalı şarkısı Çok Geç'i dokundura dokundura seslendirince Melis Danişmend daha da çok sevildi. Şarkı sözleri, müziğe bakış açısıyla farklı bir yer edindi müzik piyasasında. Hal böyle olunca yeni albüm bekleyişleri çoğaldı. Merakla beklenen ikinci albümü Biraz Gülmek İstiyordum sonunda çıktı görücüye. 

Albüm, hani şu "dinledikçe" güzelleşenlerden. İlk dinlediğinizde bir şarkı seçiyorsunuz en güzel  bu diyebileceğiniz. Dinledikçe, kulağa daha yatkın geliyor şarkılar, alışıyor ve daha da sevmeye başlıyorsunuz. Melis Danişmend'in o duru sesi, akustik gitar ve piyano ile birleşip, dinleyiciyi etkisi altına alıyor. İlk albümden farklı olarak bu albümde davula da kulak veriyoruz, parçalar haliyle biraz daha hareketli, ritimli. Şarkıların tümünün sözü ve müziği Melis Danişmend'e ait. Tarzıyla, sözleriyle farkını koyuyor ortaya hemen. Biraz Gülmek İstiyordum kışın en güzel albümlerinden biri bana göre. Her albümün dinleyici için bir gözbebeği vardır illaki; Ufak Tefek Notlar albümün en sevdiğim parçası, nacizane notumu da düşeyim.

Albümün tamamını buradan dinleyebilirsiniz: http://www.ttnetmuzik.com.tr/#album-Biraz_Gulmek_Istiyordum-278256

13 Ocak 2013 Pazar

One Day - Bir Gün

Ertelenmiş bir aşkın hüzünlü hikayesi Bir Gün. Çıkış noktası tek bir gün, sonradan kıymeti bilinen. Varış noktası ise hüzünlü bir hatıra, geçmiş günlerden. Anne Hathaway ve Jim Sturgess'in başrolünü paylaştğı bu film, bizlere bir şeyin yaşanması gerekecekse bir gün mutlaka, elbet yaşanacağını, bunun da tek bir günde yazıldığını anlatıyor.

Film, David Nicholls'un One Day romanından uyarlama. Kitap çıktığında hızla önce İngiltere'de, sonra da dünyada "bestseller"lar arasına yerleşti, haftalarca liste başı kaldı. Sonra da yapımcıların ilgisini çekti ve yönetmen Lone Scherfig tarafından sinemaya uyarlandı. Günümüzde teknolojinin bu denli gelişmesi, üç boyutlu, bol aksiyonlu, maceralı filmlerin yüksek gişe hasılatı, artık bu tarz filmlerin endüstriyi ele geçireceğini düşündürtse de, 2009 yılında yayınlanan bu kitapla bir kez daha aşk hikayelerinin ölmeyeceğini, raflarda ve beyaz perdede kendine her daim yer bulacağını kanıtladı bir kez daha.

Filmde, 1988 yılında üniversitenin bitiş günü tanışan Emma ve Dexter'ın hikayesi anlatılıyor. İkili o geceyi sarhoş bir halde geçirmeyi planlıyorlar. Sonrasında arkadaş kalmaya karar verip, seneler içerisinde ara ara telefonlaşıyorlar, mektuplaşıyorlar, birlikte tatile çıkıyorlar ama uzun bir süre bir kurala sadık kalıyorlar: Arkadaş kalma kuralı. Ne Emma'nın ta en başından beri Dexter'a karşı var olan hisleri, ne de Dexter'ın arzuları bu kuralı yıkamıyor. Yıllar geçiyor, ilişkileri zaman zaman sekteye uğruyor ama ikisi de bu arkadaşlığı sürdürmeye devam ediyor. Zaman içindeki değişen kişilikler, başka hayatlar yaşamaları, hiçbir şey bu ikiliyi birbirinden kopartamıyor. Ta ki "bir gün"e kadar...

Sevip de kavuşamayanların Yeşilçam filmi kadar hüzünlü Bir Gün... Bir aşkı en saf haliyle anlatacak kadar aşka sadık... Kaderin oyunlarına direnenleri daha güçlü kılacak kadar zorlu lakin güzel. Aşk, zaten zorluklarla karşılaştıkça daha da güçleniyor, kaçtıkça daha çok üstünüze geliyor. Bu film, bunun hikayesi aslında. Okuyana da, izleyene de mutlak bir yerinde biraz tanıdık geliyor. Oyunculuklarla ve mekanlarla taçlandırılmış bu güzel filmi izleyin derim ben. Biraz buruyor ama güzel, her aşk gibi...


11 Ocak 2013 Cuma

Parov Stelar - Electro Swing Ondan Sorulur!


Jazz ritimlerine biraz swing, biraz da elektronik eklense, muhteşem olmaz mıydı? Olurdu elbette, oldu da; electro swing diye şahane bir müzik türü çıktı 90'ların sonlarında. 2000'lerin başında da Parov Stelar çıktı sahneye, electro swing'in en güzel örneklerini sergileyebilen muhteşem bir müzik anlayışıyla hem de. İşte karşınızda Parov Stelar!

Kendisiyle tanışıklığım, tesadüfen kulağıma çalınan Coco şarkısından beri. Lilja Bloom'un seslendirdiği şarkıyı duyar duymaz, vokalin yanı sıra şarkıyı bu kadar güzel hale getirende de bir haller olduğunu anlamıştım. Diğer şarkılarını da dinleyerek, bu tahmin meselesini somutlaştırıp, sağlam kanıtlarla destekledim, Parov Stelar'ın şahane şarkılarıyla. Parov Stelar, günümüzde birkaç tür müziği leziz bir şekilde harmanlayarak bize sunan güzel insanlardan, dinlemeye fazlasıyla değen biri.

Parov Stelar, Avusturyalı bir müzisyen. Aslında adı Marcus Füreder ama o sahne adı olarak Parov Stelar'ı seçmiş. 1998 yılından beri sahnelerde aktif bir şekilde dj'lik yapıyor. Dünya turnelerine çıkıyor, arada Türkiye'ye de uğruyor. İlk albüm macerası 2000'lerin başına tekabül ediyor. 2001 yılında ilk albümü Shadow Kingdom LP'yi Plasma takma adıyla yayınlamıştı. Daha sonra 2004 yılında Stelar, Etage Noir Recordings'i kurarak albümlerini artık buradan yayınlamaya başladı. 2004 yılında yayınladığı Rough Cuts albümü hip hop esintili, nu-jazz ağırlıklı bir albümdü. Ardından 2005 yılında Seven and Storm geldi. İlk albüme nazaran bu albümde daha fazla konuk sanatçıya yer verdi. Yine nu-jazz'a ağırlık verdi. 2007 yılında Shine isimli albümü yayınladı Stelar. Albümle aynı adı taşıyan şarkıyı Lilja Bloom seslendirmişti ki, bu çalışma hem özel hayatta hem de başka albümlerle de müzikte bir ortaklığın doğuşu oldu. Parov Stelar boş durmayanlardan; 2008 yılına gelindiğinde de Daylight çıktı görücüye. 2009 yılında ise -benim favorim olan- Coco yayınlandı. Bu albüm, Lilja Bloom'un da güzel vokaliyle desteklediği, daha hüzünlü, daha romantik bir albümdü diğerlerine göre. Özellikle de çalıştığı kadın vokallerin seçimi çok şıktı, kabul etmek gerek. Ve geride bıraktığımız sene de 2 diskten oluşan The Princess albümüyle çıktı Parov Stelar ve bu albüm de oldukça beğenildi. Özellikle electroswing'in eğlenceli tınıları fazlasıyla sevildi.

Parov Stelar'ın müziği gerçekten farklıdır, elektronik müziğe kan veren asıl yapıtaşlarını asla göz ardı etmez. Piyano ile yumuşatır, davul ile sertleştirir, keman ile dokunur, plaklarla dans eder, makinelerde kendine has yarattığı tınıları ile birçok türe göz kırpar. Güzeldir, lezzetlidir onun aklından ellerine yansıyanlar. Mutlaka dinleyin, takibe alın. Bayılacaksınız, eminim...

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı