Düşler Ovası Dediler Ki... Parov Stelar - Electro Swing Ondan Sorulur! Banshee - Karanlık Bir Kasaba Hikayesi The Time Traveler's Wife - Zaman Yolcusunun Karısı

9 Aralık 2010 Perşembe

Haftamı Şenlendirenler





Haftamın Kitabı: Dokuz Eylül Üniversitesi Siyaset ve Sosyal Bilimler Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Ayşen Uysal ve Türk Harb-İş Sendikası Genel Koordinatörü Oğuz Topak'ın ortak çalışması Particiler: Türkiye'de Partiler ve Sosyal Ağların İnşası, İletişim Yayınları'ndan çıkan bir sosyal araştırma kitabı. Son zamanlarda okurken en çok zevk aldığım kitaplardan biri. Türkiye'de "partici"lerin sosyolojik kimlikleri, ailenin, etnik kökenlerin, kimliklerin, cinsiyetin partizanlıkta ne derece etkili olduğuna dair bilimsel araştırma teknikleriyle incelenmesi ve yorumlanması ile oldukça başarılı bir çalışma gerçekleştirilmiş. Siyasal partiler ve particiler üstüne aydınlatıcı ve kolay okunur bir kitap, tavsiye ederim.

Haftamın Filmi: Everybody's Fine, Türkiye'deki adıyla Herkesin Keyfi Yerinde, beni oldukça etkileyen bir film oldu. Eşini yeni kaybetmiş bir babanın, haftasonu 4 çocuğunu yemeğe beklerken, gelemeyeceklerini öğrenip, onları ziyaret etmek için yolculuğa çıkmasıyla başlıyor hikaye. Çocuklarının garip davranışları ve oğluna bir türlü ulaşamaması, bir şeylerin ters gittiğini ve çocukların dertlerinin olduğunu sezer, olaylar gelişir. Everybody's Fine sıcacık, hüzünlü bir aile dramı. Başrollerinde Robert De Niro, Drew Barrymore, Kate Beckinsale ve Sam Rockwell yer alıyor.

Haftamın Albümü: Sıla, üçüncü albümü Konuşmadığımız Şeyler Var ile müzik piyasasını hareketlendirdi, kulağımızın pasını sildi. Sıla, benim her zaman gerek sesi, gerek müziği, gerekse iş odaklı gündeme gelmesiyle her zaman takdir ettiğim bir sanatçı. Zaten müzisyenler, sadece işlerini yaptıklarında ortaya her zaman güzel işler çıkıyor. Sıla da buna güzel bir örnek. Şarkılar güzel, ses güzel, e daha ne olsun?

Haftamın Dizisi: The Walking Dead, çizgi romandan uyarlama yeni bir tv dizisi. Zombi salgını sonrası, sağlıklı kalabilmiş bir grup insanın, yürüyen ölülerle mücadelesi ve hayatta kalma mücadelesi ekranlara taşındı. Uzun uzun bahsettiğimden, kısa kesiyor, şiddetle tavsiye ediyorum.

8 Aralık 2010 Çarşamba

The Walking Dead


Bir gün bir hastane odasında uyansanız ve dışarıda sadece yürüyen ölülerin nam-ı diğer zombilerin yaşadığını görseniz, ne yaparsınız?

Image Comics'in 2003'ten bu yana yayınladığı çizgi roman olan The Walking Dead, dünyada fenomen haline geldi. Yapımcı Frank Darabont, bu siyah-beyaz basılan çizgi dizinin bu derece sevilmesini göz ardı edemedi ve The Walking Dead televizyon dizisi haline getirildi. Amc'de yayınlanmaya başlayan The Walking Dead, 6 bölümlük ilk sezonuyla şimdiden en çok izlenenler arasına girmeyi başardı.

Konusuna gelecek olursak; tüm dünyaya yayılan ve kaynağı bilinmeyen bir zombi salgını, birçok insanın ölümüne yol açar. Bir soygun esnasında vurulan ve ağır yaralanan polis memuru Rick Grimes, bir gün hastane odasında tek başına uyanır, hemşireyi çağırır ancak bir gariplik vardır; kimse cevap vermez, hastane dağılmış, her taraf kan içinde, dışarısı yürüyen ölülerle doludur. Yaşadığı şokla olaylara anlam vermeye çalışan Grimes, evine yakın bir yerde hala sağlıklı kalabilmiş bir baba-oğulla karşılaşır, her şeyi öğrenir. Karısı ve çocuğunu bulmak için eve gider, hala yaşadıklarını anlar ve onları aramak için Atlanta'ya doğru yola çıkar.

The Walking Dead, hikayesi açısından diğer zombi filmleriyle benzer olsa da, basit bir zombi hikayesi kesinlikle değil. Korku figüründen çok, bu durumda insanların yaşadığı korku, bunalım ve şiddet eğilimlerine dikkat çekilmiş. Hiyerarşik düzenin olmadığı bir toplumda, insanların nasıl hareket ettikleri, ahlaki değerlerin hangi durumlarda çöktüğü görülebiliyor. 

The Walking Dead, dünyada 120 ülkede gösterime girdi. Birçok ülkede zombi makyajı yapılmış insanlarla tanıtım yapıldı. İstanbul-Ortaköy'de, aralarında Hayko Cepkin ve Beste Bereket'in de bulunduğu zombiler(!) dizinin tanıtımına katkı sağladı. İlk bölüm Amerika'da 11.6 milyon kişi tarafından izlendi. İlk sezon 6 bölüm olarak tasarlandı. Yapımcılar ve kanal, 13 bölümlük 2. sezonun müjdesini verdi. Şimdi bize 2. sezonu sabırla beklemek düşüyor.

Hikayenin sahibi Robert Kirkman, çizgi romanın önsözünde şöyle diyor:

"... Benim için, iyi zombi filmleri asla kanlı, vıcık vıcık vahşet ve şiddet festivali şeklinde geçen ve yanağından dili sarkan soytarı tiplerin hüküm sürdüğü filmler olmadı. İyi zombi filmleri bize ne kadar berbat bir durumda olduğumuzu düşündürür. Bulunduğumuz çevredenin dünyadaki yerini sorgulamamızı sağlar....

Yürüyen ölüler'le, insanların ekstrem durumlar karşısındaki tepkilerini ve olayların onları nasıl değiştirdiğini keşfetmek istedim...."






"Gidelim Gel Hadi Seninle Bu Gece Rebeka'nın Yerine"




       
Yıldızları saydım, hepsi yerindeydi. Ilık bir geceydi. Ben gökyüzüne bakarken, elimden tutup çektin. Adımlarımız hızlandı, arkandan gelirken karşıdaki bahçeyi fark ettim. Ağaçların arasından ışıklar sızıyordu, bir de güzel bir müzik. İnsan sesleri duyuyordum; gülen, neşeyle eğlenen, el çırpan insanların sesleri... 'Rebeka'nın Yeri' yazıyordu duvarda. Tahta kapıdan içeri girdik. Masalar, içkiler, mezeler, çalgılar, mutlu insanlar... Ne kadar güzel bir bahçeydi bu? Bana baktın, kocaman gülümsedim. Elbisemin eteklerini toplayıp geldim peşinden. Beyaz örtülü bir masaya oturduk. Anında doldu masamız; en sevdiğimiz mezeler, rakımız, suyumuz, buzumuz, hepsi bir anda geliverdi, sanki bizi bekliyormuş gibi. Bekliyordu aslında değil mi? 

Kaldırdık kadehleri, gecenin şerefine kalktı kadehler. Yudumlarken içkileri, kadeh sesleri geliyordu her defasında. Bir oyun havası çalmaya başladı birden, yavaş yavaş kalktı insanlar masalarından. Bahçe şenlik yeri oldu birden, ne güzeldi herkes! Sen yaklaştın bana, kulağıma bir şeyler fısıldadın, yine gülümsedim ben. Tuttum elinden, kaldırdım seni, ayakkabılarımı fırlattım bir kenara, çimlerin serinliğini hissettim. Oynayan, eğlenen insanların arasına karışıverdik birden. Uzun zamandır böylesine içten güldüğümü hatırlamıyordum. Ne güzeldin sen, ne güzeldim ben, ne güzeldi bu bahçe, bu insanlar... Yorulana kadar oynadık, hiç tanımadığımız insanlarla kadeh kaldırdık... Gece ilerledi, soğudu biraz hava. Sen biraz daha sıkı sarıldın bana, geçti ürpertim. Gece ne güzeldi, biz ne güzeldik... Elimi tuttun, kulağıma eğildin, dünyanın en güzel kelimesini fısıldıyord...

*
*
*

Uyandım. Bembeyaz bir tavan bana bakıyordu. Odamda olduğumu fark ettim o anda. Yalnızdım, benden başka kimse yoktu. Yalnız ben. Burnumda rakı kokusu. Hayalle yaratılmış bir koku. Geçti birkaç saniyede. Artık yoktu.      
   

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı