Düşler Ovası Dediler Ki... Parov Stelar - Electro Swing Ondan Sorulur! Banshee - Karanlık Bir Kasaba Hikayesi The Time Traveler's Wife - Zaman Yolcusunun Karısı

13 Ocak 2011 Perşembe

Le Trio Joubran - Arabeskin En Has Hali



Bakış açınızla kirlenen arabeski, en has haliyle yeniden keşfetmeye ne dersiniz? O halde, Le Trio Joubran'la tanışalım!

Filistinli üç kardeş Samir, Wissam ve Adnan Joubran, çocukluktan bu yana ellerinden hiç düşürmedikleri udlarıyla enstrümantal müziğin en güzel örneklerini sunuyorlar. 4 nesildir ud yapımcısı olan bir ailenin çocukları olan Samir, Wissam ve Adnan, Le Trio Joubran ile yeteneklerini tüm dünyaya gösteriyorlar. Yaptıkları müzik bizim kültürümüze bir hayli yakın olunca, kulağınıza çalındığında ister istemez etkileniyorsunuz. Ud ve vurmalı çalgıların eşsiz tınıları, şark kültürünün hüzünlü ezgileriyle Le Trio Joubran'da hayat buluyor.

En büyük kardeş Samir Joubran, udla 5 yaşında tanışmış. 9 yaşında Nazareth Müzik Enstitüsü'ne girmiş. 1995 yılında Kahire'nin en prestijli akademilerinden biri olan Muhammed Abdul Wanhab Konservatuarı'ndan mezun olmuş. Dünyanın pek çok yerinde ud öğretmek için kurslar ve seminerler düzenlemiş. Aldığı birçok ödülün yanı sıra, Writer's Asylum Programı sayesinde İtalya'da burs kazanmış. 

Ortanca kardeş Wissam Joubran, aslında kemanla başlamış müzik yolculuğuna. Nazareth Enstitüsü'nde babasının da desteğiyle keman derslerine başlamış. Ancak abisinin ud çalışını dinledikçe, udun büyüsüne o da kapılmış ve babasının 9 yaşında hediye ettiği udu elinden bırakmamış. Wissam Filistin'de birçok yerel konserde sahne almış. Abisi Samir ile performansları Arap dünyasında geniş yankı bulmuş. 2005 yılında Antonio Stradivari Konservatuarı'ndan mezun olmuş.

En küçük kardeş Adnan Joubran, çocukluğundan beri perküsyoncu olmak istemiş. Ancak zaman için de o da abisi Wissam gibi udun büyüsüne kapılmış ve abilerinden ud çalmayı öğrenmiş. Her biri ne kadar müzik kariyerlerine ayrı ayrı devam etseler de, üçlü bir müzik grubu oluşturmak hep akıllarının bir köşesinde varmış. Nihayet 2004 yılının Ağustos ayında Paris'te üç kardeş Le Trio Joubran'ı kurmaya karar vermiş.

Grubun ilk albümü Randana eşsiz bir müzik ziyafeti sunuyor dinleyicilerine. 2007 yılında çıkardıkları albümleri Majaz ise dünyanın birçok yerine ulaşabilmiş arşivlik bir albüm. Perküsyonda Yousef Hbeisch eşlik ediyor udun nağmelerine. Grubun bir de Last Flight filminin müziklerinin yer aldığı bir albümleri var. Hepsi ayrı ayrı dinlenmeye değer.

Le Trio Joubran'ın müziğinde derin bir anlam saklı. Dinlerken hissedebiliyorsunuz bunu. Bir nağme, mutlaka bir anıyı canlandırıyor. Müziğin, müzisyenin ruhundan kopup gelmesi mümkün kılıyor bunu. Hal böyle olunca, Le Trio Joubran gerçek müziği sunuyor bizlere, yavanlaştırdığımız anlamından oldukça uzaklaştırıyor. Dinleyin, dinlettirin...



23 Aralık 2010 Perşembe

Hiç Sesleri


"İç sesim, hiç nefesim gibi çıkmıyor bir anda dışarı. O gecenin bir yarısı, sabahın bir körü demeden kulaklarımda. Ses kulaklardan çıksa dışarı hani, çıkacak o da ama sadece benim duymama yetecek yollara başvuruyor. Dolayısıyla, ne düşündüğümü kimse bilmiyor. Zaten şimdi onu anlatmaya kalksam, muhtemelen dünyanın en saçma kelimeleri dilimden, dişlerimden sıyrılıp başka kulaklara ses dalgaları halinde ulaşacak. Sonra bir sürü beyni kurcala, dur. Ne gerek var şimdi bunlara? Kurcalanmış, kurcalanmaktan yıpranmış bir beyin var zaten, evet o benim. Tanıştırayım sizinle; çok düşünür, hiç durmaz. Sus desem de, susmuyor hiç. Yani boşuna denemeyin, ilaçmış, uykuymuş fayda etmez. Nerede gereksiz şey varsa toplar kendinde, çıkarır, çarpar, böler. Ha, bir sonuç da elde edemez hani, boşunadır bu halleri. İyisi mi siz, bir şey söylemeyin. Nasılsa hiçbir sonuca varılmıyor, 'anlamasını istediği kişi' onu anlamıyor. Bu halet-i ruhiye ile barınamaz fazla bu bünyede. Eninde sonunda, o kendini imha edecektir."

İlaçların etkisiyle uyumadan önce karaladığı son satırlardı bunlar. Sonrasında derin bir uykuya daldı. Her şey loş, her şey boştu artık.




15 Aralık 2010 Çarşamba

Bireysel Silahlanmaya Hayır!


Akla mukayyet olmak çok zor bu ülkede. Birileri kazansın diye birileri ölüyor, ölümlere, suça göz yumuluyor. Akla mukayyet olmak daha da zor şimdi. 'Bireysel silahlanmaya hayır' derken, 'düğünlerde serseri kurşunlara daha çok ceza' derken silahlanma yaşı 18'e düşürülüyor. Sen beş silah alabilirsin diyor TBMM. İkisini üstünde taşıyabilirsin diyor, gerekirse kullanabilirsin, ruhsat veriyoruz nasılsa diyor. Sokakta atacağımız her bir adım, pencereden gökyüzünü seyretmek isteyeceğimiz her an daha da fazla tehlike arz edecek şimdi. Başında kavak yelleri esen biri, bir kurşunu fütursuzca havaya savurabilecek şimdi.

Akla mukayyet olmak çok zor bu ülkede; çünkü silah sevenler var, onların dernekleri var. Diyorlar ki; "eğer Boşnaklar silahlansaydı, Sırplar katliam yapamazdı." Yüzyılın en büyük katliamlarından birini, bir insanlık ayıbını tutuyor, nereye getiriyorlar. İç savaş çıkarsa diyorlar, hazırlıklı olmalıyız. Barışın adı bile yok! Varsa, yoksa savaş...

Akla mukayyet olmak zor bu ülkede. Seçtiğimiz milletvekillerinden oluşan bir Silah Alt Komisyonu var. Komisyon silahlanma yaşını düşürüyor. Sokaklarda güvenliği sağlamak için didinirken birileri, birileri korkarken kurşunlardan, birilerinin cebine daha çok para girsin diye uğraşıyor komisyon. Tüm dünya "Bireysel Silahlanmaya Hayır" diye bağırırken, bu ülkede bireysel silahlanma teşvik ediliyor. Yılda 4000 kişinin ateşli silahlarla hayatını kaybettiği bu ülkede, bireysel silahlanma için iştah açıcı yasalar düzenleniyor.

Akla mukayyet olmak çok zor bu ülkede.

Ölmekse bir hiç uğruna, çok kolay.

Akla mukayyet olmak için, gücümüz yettiğince;

Bireysel silahlanmaya hayır!

Not: Bilgilenmek ve destek olmak için ziyaret edelim! http://www.umut.org.tr/public/home.aspx


11 Aralık 2010 Cumartesi

"Aşkınıza Tüküreceğim"



Dergi okurken, son zamanların en 'aklına mukayyet' kişisiyle karşılaştım: Umut Yalım. Kendisi ilk kişisel sergisini açmış 26 Kasım'da, Beyoğlu'nda. Serginin ismi "Aşkınıza Tüküreceğim". Öyle sergilere giden, sergi meraklısı biri değilim ama fazlasıyla dikkatimi çekti, araştırmaya koyuldum. Ne demek ki bu? Neden tükürüyor aşkımıza? Bu resimler ne anlama geliyor? Şöyle açıklamış Umut Yalım:


"Antonella Lualdi’yi anımsar mısınız? Bir Claude Chabrol karanlığı sosunda ve 50’lerin o soylu kıvrımlarında gezinen, alt metin-üst metin kavramlarına girmeden, en yalın hâliyle, o eski saf duyguların hezeyanlarını kulağımıza fısıldayan bir sergi. Bu gereksinim nereden geliyor peki?..

Yeniden sormak gerekiyor sanırım: Antonella Lualdi’yi anımsar mısınız? Anımsamak istersiniz belki ama anımsayamazsınız! Antonella Lualdi de tıpkı yitirdiğimiz nice duygu ve özellikler gibi yitti gitti dağarcığımızdan. Belki de, Antonella Lualdi’yi anımsadığımız ân, kendimizi de anımsayacağız. Ama neden?.. Neredeyse, duygularımızı bile Google’da aratıyoruz artık; çünkü kendi duygularımızdan bile emin değiliz. “Arıyoruz” yerine “Aratıyoruz” demek bile durumun ciddiyetini gözler önüne seriyor özünde. Duyguların Google’da “Aratıldığı” bir dönemde, o yapay duygulara anca tükürülür. Âşkınıza Tüküreceğim de, böyle bir sergi işte...”

Umut Yalım, lisansını Plastik Sanatlar üzerine University of the Arts London, Chelsea College of Art&Design'da, yüksek lisansını Kitap Sanatları üzerine University of the Arts London, Camberwell College of Arts'da tamamlamış. İlk kişisel sergisiyle yapay gündemi ve şimdiki aşkları sorguluyor; tükürülecek aşkları. Sergiyi canlı canlı görmek isterdim lakin hava muhalefeti, soğuk, uzak derken mümkün olmuyor. Gitmek isteyenler için sergi 26 Aralık'a kadar devam ediyor.

Adres: Doublex Studio - Dibek Sokak, Dibek Çıkmazı no: 22/a, Galata/Beyoğlu


LinkWithin

Related Posts with Thumbnails

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı